Bazen her şeyden nefret ediyorum. Yaşadığım yerden, birlikte yaşadığım ve suratlarına katlanmam gereken insanlardan. Yanlış bir insan olmamdan ve yalnız olmaktan.
Yalnız olmayı seviyorum. Ama sevmesem bile yalnız olurdum.
25/09/2011
İnsanlar ne kadar popüler olursa o kadar yalnızlaşıyor. Bunu bir atoma benzetiyorum. Ailen ve kardeş diyebileceğin dostların senin protonlarındır. Onlardan ayrılamazsın. Sonradan tanıştıkların ise elektronlarındır ve yörüngelerinde toplanıp dönmeye başlarlar. Önce iki, sonra sekiz, sonra on sekiz kişiyle arkadaş olursun. Hacmin büyüktür artık, kabarık görünmeni sağlarlar.
Elektronlar atomdan kopabilir ama protonun kopması için senin değişmen gerekir. Eğer protonların nükleer bir tepkime sonucu senden alınırlarsa sen, sen olmazsın ki.
25/08/2011
İnsanların hayalleri, hayattan beklentileri var. Fakat bunlar olası, sıradan şeyler. Belki çalışıp başarılması gereken şeyler fakat umut varsa başarmak zor değil.
Ben? Ne yapmam gerektiğine karar verememiş biriyim. Gerçekten. Kendimi test çözer gibi çözmeye çalıştığım zamanlar oluyor. Bazı insanların ne istediklerini hemen anlarsınız. Benim ne istediğimse, gerçekten muamma.
Bu anormal bir şey. Herkes bir çizgi çekmeli, onun üzerinde yürümeli. Ben bunu yapamıyorum. Her şey olmak istiyorum. Tek bir şey değil, her şey. Yaşanabilecek tüm hayatları ve duyguları yaşamak, bir çizgi üstünde emeklemekten fazlasını istiyorum.
Eğitimim beni güzel bir yere götürüyor. Ama istediğim bir yere değil.
Aynı anda hem müzisyen, hem yazar hem de insan olabilirim. Belki de doktor. Neden insanlar hep tek bir şeye odaklanılması gerektiğini söylüyor ki? Hepsini seviyorsam hepsini yapabilirim. Tek bir müzik aletim yok. Oysa müziğe aşığım ve ondan mahrumum. Kitaplara da aşığım ama yazamıyorum uzun zamandır. Son düzgün hikayem Kıtırcık ve Serüvenleriydi, on yaşındayken yazmıştım. Çok kötü dönemler geçirdim, kendime olan güvenimi kaybettim, hala kazanmaya çalıştığım güvenimi. Ve her şeyi bıraktım. Tüm o yıllar benim insanlık tarihimde bir kara delik gibi.
On beş yaşındayım ve bu yaşımda bile bazı şeyler için çok geç kaldığımı düşünüyorum. Müzik için. Arkadaşlar edinmek için. Mutlu olmak için.
Bazen hiçbir şeyin düzelmeyeceğini düşünüyorum. Ve bu beni yalnızlığı sevmeye itti.
18/11/2011
Eskiden de dünyanın klişe acımasızlığının farkındaydım. Yalnızca şimdi daha iyi ifade edebiliyorum ne hissettiğimi. Hatta belki de üç yaşındayken bile böyle hissediyor ama ifade etmekte güçlük çekiyordum. Şimdi test kitaplarına baktığım gibi o zamanlar da oyuncaklara anlamsızca bakıyor, neden bütün çocukların evcilik oynadığını, neden yeni oyunlar türetilmediğini merak ediyordum. Sadece, bunları düşündüğümün bile farkında değildim.
21/03/2012
You're a window, I'm a knife.
Jeff Buckley'i seviyorum. Çünkü sesi çok güzel. Çünkü söylediği şarkı çok güzel. Bu şarkıyı seven insanları seviyorum.
Hayat gittikçe daha yavan, daha yoğun hale geliyor. Bunu kim isterdi ki? Kaç gündür bir tane bile mektup almadım. Günlük yazmayı sevmiyorum, çünkü yazdıklarım hep aynı, kendini tekrarlayan şeyler. Her şey bu kadar aynıyken mutlu olmak zor, ama imkansız değil.
Çünkü Morning Theft eşliğinde güzel şeyleri düşünmek çok güzel. Hayal ettiğim bu güzel şeyler arasında geleceğim olmasa da çok sorun değil. Nasıl olsa pek parlak olacağını düşünmüyorum.
Empty spaces, what are we living for?
Freddie Mercury benden onlarca yıl önce söylemiş, hayallerine ulaşınca bile hayatın yaşamaya değmediğini.
Şov devam etmeli.
25/03/2012
Hayat insan dışkısından, hatta daha ağırını söylemek gerekirse affedersiniz insandan daha beter. İnsanlar ölürler, yenileri gelip işkenceye katılır. Gişe kuyruğunda beklemek gibi. Doğarlar, kuyrukta bekleyip geberirler. Aynı döngü, aynı şey. Hep aynı. Aynı sıkıcı dünya. Bir sürü paran olsa ne olur ki? Ölüyoruz işte. Tek bir dakikan bile kalmayınca mı ölüyorsun ki? Veya can çekişirken mi ölüyorsun yalnızca? Her saniye ölüyoruz. Yemek yerken, okuldayken, ağlarken, küfrederken can çekişiyoruz çünkü her saniye biraz daha ölüyoruz. Boğazımızdaki ip her saniye milimetrenin milyonda biri kadar sıkılıyor. Benimki bazen haddinden fazla sıkılıyor. Aslında genellikle haddinden fazla sıkılıyor.
28/04/2012
Sonbahara aşığım. Yazı sevemiyorum. Bana diğer insanların kış için hissettiklerini hissettiriyor. Soğuk, karanlık yağmur.
Yazdan iğreniyorum. Okuldan da.
Keşke beni anlayan, hayallerini benimle paylaşan, sıradan bir gelecek istemeyen biri olsa şimdi burada. Farklı olduğunu zannettiğim herkes birbirinin aynı. Bu çok trajik. Ve sanırım ben de farksızım.
Müzikle uğraşmak, fotoğraf çekmek, yazılar yazmak, resim çizmek veya sadece düşünmek isterdim.
Fıçının içine hapsolmuş düşünceler.
Üstü fotoğraflarla dolu bir pano.
Düşlerimi anlattığımda beni anlayacak, bir konu hakkında yapacak değişik yorumları olan insanlar.
Edebiyatın sınavdan tam puan almaktan fazlası olduğunu bilen öğretmenler.
Yeni bir hayat. Yeni biri.
Sıkıcı olmayan biri.
İnsanlar çok sıkıcı olmaya başladı. Hepsi doktor olmak istiyor ve hepsi çok para kazanmak istiyor.
Bir an durdum ve düşündüm de, madem tüm mesele parada, dünyadaki tüm para onların olabilir. Nasıl olsa ölmüyor muyuz? Bu kavga çok komik.
Önemli olan harcadığın bu zamanların kahkahalarla, sulu boyadan çiçeklerle dolu olması değil miydi?
Çocukken okuduğum kitaplar böyle söylüyordu. Ders kitapları bambaşka konuşuyor. Dünya her geçen saat hayal kırıklığına uğratıyor beni.
03/06/2012
Saat 05.22. Gün aydınlandı. Bu şahit olduğum ilk gündoğumu değil, asla. Belki de yüzüncü. Güneşi sevmiyorum. Geceleri daha korunaklı her yer. Sokaklar bile. Çünkü insanlar yok. Ya uyuyorlar ya da gizli işler peşindeler. Birkaç sarhoş var. O kadar işte. Sonra gece kitap okumak, güneş odamı terk edene kadar o loş ışıkta harfleri görmeye çalışmak hoşuma gidiyor. Ayrıca pencereyi hep açık tutmak. Öbür türlü eve hapsolmuş gibi hissediyorum. Pencere açıkken, gökyüzüne kolayca değebilirmişim gibi geliyor.
10/06/2012
Her şey farklı olabilirdi, demek bir çeşit intihar yöntemi. Aslında, hiçbir şey farklı olamazdı. Olamazdı, çünkü farklı olsaydı ben şimdiki ben olamazdım. Yani nefret ettiğim diğer insanlardan birine dönüşebilirdim. O zaman da kendimi sevmezdim muhtemelen.
12/06/2012
Az önce karnemi yırtıp atmayı düşündüm. Nedeni yoktu. Aslında vardı içten içe ama umrumda değil. Düşünmeye ihtiyacım yok.
Ben sadece... okuldan sandığım kadar hoşlanmadığımı fark ediyorum. İnsanların beni ne kadar farklı tanıdığımı, kendimi ne kadar farklı tanıttığımı. Ve düşündüğüm kadar mükemmel, anlayışlı, sevecen insanlarla birlikte olmadığımı.
Açıkçası iki sene sonra ayrılacağım insanlar umurumda değiller.
Çünkü arkadaşlıkları iki üç solucanın bir araya gelip başkalarının kıyafetlerini, suratlarını, bacaklarını eleştirmesinden ibaret.
Çünkü nefretleri bile inançlı değil.
Çünkü bir şeyler sırf havalı olsun diye savunuyorlar.
Çünkü bazı cümleleri sırf gösteriş olsun diye kuruyorlar.
Paralarını göz boyamak için harcıyorlar.
Başarılı olanlara inek, başarısızlara tembel diyorlar ama kendilerini bir kefeye koymuyorlar.
Egoistler ama içleri bomboş.
Boş kutu gibiler.
05/09/2012
Eğer bu günlük bir intihar mektubu olsaydı yazdığım son cümleler ne olurdu?
Sevgili hayatım,
seni yaşamak benim tercihim olmamasına rağmen beni mahvettiğin için teşekkür ederim.
Sahip olduğum şeyler birer seçim değildi. Böyle kararlar insanlara ait değildir.
Mücadeleyle dolu bir yerde doğdum. Küçükken bana masallar anlattılar, sanırım hepsi yalanmış.
Kendisine saygı duyduğum için aramızda boşluk bıraktığım kadın, kasada beni beklettiğin için; ve ondan sonra gelip önüme geçen salak, iyi niyetli olduğuma pişman olmama neden olduğun için sizden iğreniyorum.
Beni umutlarla büyüttüler. Gelecek çok uzaktaymış gibi. Yoldan geçerken elimden tutarlardı ama nasıl yalnız geçeceğimi anlatmadılar, alt geçitleri kullandım.
Benim zeka seviyemi belirleyen şeyler sınavlardı. Aynı yarışta çitayla kaplumbağayı yarıştırıyorlardı. Her şey o kadar şansa bırakılmıştı ki insanlar birbirlerinin açığını arıyordu. Kaplumbağaların tek bir şansı vardır, nefret.
Türkiye'de insanlar başarmak için nefret ederler.
Ülkemi sevmiyorum. Sadece zavallı insanlara merhamet duyuyorum. Çocukları ölüyor ama hala vatan sağolsun, diyorlar.
Ben herkese küfrederdim.
Müzisyen olmak istediğimde imkansız olduğunu söylediler. İyi hikaye yazdığım için "sen sözelci aptalın tekisin" dediler. Sayısal derslerimi düzelttim, inek oldum. Defalarca kez kulaklarımı tıkadım çünkü insanların söyledikleri gerçeği değiştirmezdi.
Eğer bir gün gitmek isteseydim, o gün bu olurdu. Gelecekten beklentim yok. Çünkü gelecek "iyi maaş" demek. Yeteneklerim köreliyor, onlar gibi olacağım. Günde 500 soru çözmemi isteyen bir annem var. 16,5 yaşındayım ama çözemediğim her soruda biraz daha yaşlanıyorum. Sürekli sinirden ağlıyorum.
İnsanların üzülüp üzülmemesi pek umurumda değil. 16 yıl bile fazla bu dünyada. Ben sadece kutuplardaki hayvanlara yardım etmek, birkaç kitap yazıp insanları düşündürmek istemiştim. Sonra da basitçe ölürdüm. Amacım nirvanaya ulaşmak ya da milyoner olmak değildi. Kendime zarar vermek hiç değildi, çünkü hep çok bencildim. Değil mi?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder