26 Şubat 2016 Cuma

camel

evin en küçük odasında, ortaya zorla sığdırılmış yumuşacık yatakta oturuyorum. oda kapı aralığından giren minik ışık hüzmelerini ve laptop ekranını saymazsak, kapkaranlık. kalın, sıcacık bir battaniyeyle çevriliyim. saçlarım ve ellerim meyve ve şeker karışımı harika bir şey kokuyor. camel çalıyor, bu geceki üçüncü albümleri. başta şarkılar ilerledikçe "bu grubu neden daha fazla dinlemedim?" diye kızdım kendime, oysa şu anda keşfedilecek yüzlerce melodi olduğunu hissediyor ve heyecanlanıyorum. mutlu sayılmam ama huzurluyum. içimde o kötü his yok en azından. hüznü öyle güzel nota kompozisyonlarına dökmüşler ki bütün bu güzellikler arasında insanın huzursuz olmasına imkan yokmuş gibi geliyor.

biliyorum ki bu ruh hali çok uzun sürmeyecek. bir gün sonra gün batımının ardından yine aynı çukurun dibine girebilirim. biliyorum. ama şu anda huzurluyum. kırk yıl önce yazılmış, bestelenmiş albümlerin içinde dolaşıyorum bu gece, kırk yıl önce yazılmış öykülerde yaşıyorum. sahip olduğum asıl hayat, tüm sıkıcılığı ve hayal kırıklıklarıyla geride bırakılmış gibi, başka biri olmuş gibiyim, birkaç saatliğine de olsa. keşke hep böyle hissedebilsem. değişecek, biliyorum. beni bırakmasını istemiyorum. gerçek hayata dönmek istemiyorum. güneş ışığını, yarını, sorumlulukları, kaldırımlarda yürürken kulağıma çalınan aptal şarkıları istemiyorum. sıcak battaniyenin içinde, kulağımda 70lerin progresif tınılarıyla, bu minicik karanlık odayla birlikte sonsuza dek uzay boşluğunda salınmak istiyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder