16 Şubat 2016 Salı

eski günlük yazılarımdan kırpmalar - 2

30.09.2012

You're a drop in the rain
just a number, not a name
and you don't see it, you don't believe it.

Sadece bir rakam silsilesine dahil olacağımı biliyorken yaşamanın ne anlamı var?
Yazmam gereken hiçbir şey yok. Anlatacağım hiçbir şey yok. Eğer beynimi okuyabilseydin, ders notları dışında bomboş olduğunu görürdün. Ve hayallerimin artık bir eğlence aracı olduğunu anlar, bana acırdın.

Simetrik şarkı çalıyor. Aksak ritimli. Benim gibi.
Kulaklıkları çıkarınca geriye kalan dünya o kadar boş ki. Tarif edemiyorum. Havuzdan çıkınca kendini hala yüzüyor sanmak gibi.

08.10.2012

Eski defterleri karıştırdım. Hatıra defterimi okuyup güldüm. Sonra onun mektuplarını bulduğumda ağladım. Fotoğrafını bulduğumda comfortably numb çalıyordu ve bu beni dağıttı. Şu anda burada olsaydı onun için daha kötü olacaktı.

Yağmur yağıyor. Yukarıda olduğuna göre düşmeden önce damlalara dokunmuş olabilir.
Görünüşe göre yıkılan bina değil, gökyüzü.

Geçmişi hatırlamak beni üzmüyor. Çünkü hiç yaşanmamış gibi. Geride kalan her şey, çok uzun zaman önce yaşanmış olmasına rağmen flulaştı ve adımı söyleyen ses dışında pek bir şey hatırlamıyorum. Neredeyse o yüzü bile. Galiba böylece mutsuzluk rafa kaldırılıyor. Unutmak bazen güzeldir.

Yağmura dokunmak istiyorum. Üşümek sorun değil. Yeterince üşüyorum. Sorun hissedememek. Onu duyuyorum ama ıslak olduğunu tahmin ediyorum. Ya kuru yağıyorsa? Bunu asla bilemeyeceğim.
Hey, seni çok özledim. Ve yaşadığım yılda çok sıradanlaşmış olsa da seni seviyorum.
İyi uykular.

24/01/2012

İnsanlara kim oldukları için değil, "kim olmayı isterdin" sorusuna verecekleri cevap için kızgınım.

16/11/2012

Ne olursam olayım, ne kadar para kazanırsam kazanayım, statüm ne olursa olsun bunların bana kazandıracağı şeyler beni mutlu edemeyecekse sokaktaki çöpleri toplayayım daha iyi. Çöpçüleri seviyorum, yalnızlar, çöp toplarken, kaldırımları süpürürken kafalarından ne geçtiğini çok merak ediyorum. Acaba bazıları sıra dışı mı yoksa insanın az parasının olması onu sıradanlaştırıyor mu merak ediyorum. Çöpçüler pek çok insandan daha iyi bir şey yapıyorlar, temizliyorlar. Gölge gibiler ama solup giderken bir işe yarıyorlar. Ne tuhaf meslek.

İnsanları sevemiyorum. Sadece yetenekli olanları, farklı düşünenleri, yalnızları, farklı olduğu için yalnız olanları, dışlanan ama aslında en zeki olanları seviyorum. Hiç sorgulamadan inanmaya hayatlarını adayanlara nasıl katlanabilirim? Böyle biri insanları iyileştirmekten zevk alabilir mi? İnsanın en muhteşem şey olduğunu düşünen birini tedavi ederken nasıl zevk alabilirim?

Hayır, herkesten nefret etmiyorum. Düşünceleri küçümseyenlerden ve beton beyinlilerden nefret ediyorum yalnızca. İnsan olmayı ayrıcalık kabul edenlerden, tüm bunların hediye gibi bir şey olduğunu savunanlardan.

Belki de Frankenstein gibi ucubeleri bir araya toplamak, yalnızlıktan kurtulmak istiyordum. Böyle hayallerim vardı işte. Gürültülüydüler ama en azından beynim çalışıyordu. İnsanlar alay etti ama en azından alay edilecek hayallerim vardı.

27/12/2012

Hayatın bir amacı olması gerektiğini anladığımdan beri onu bulmak için kafa patlatmadığım tek bir gün bile olmadı. Başkalarının amaçlarını beynime enjekte ettikleri okula, dersaneye yani hep birbirine benzeyen o sıkıcı yerlere giderken düşündüğüm şey buydu, amacım. Tek bildiğim farklı olmak istediğimdi.

Asi biri değilim, hiç olmadım. Gücüm yalnızca bağırmaya yetiyor ama bir fark yaratmak bana göre değil.

Benim hayatım, geleceğe yönelik yatırımlar yapmak ve gelecekteki kendimin mutlu olmasını sağlamak için bugünkü beni yok etmek. Ve bu işkence tıpkı sonu olmayan bir koridor gibi uzayıp gidiyor.

Asla bitmeyecek.

07/01/2013

Dream Theater dinlemeye başladım. Wait for sleep, space dye vest, pull me under... Kevin Moore fanı olma yolunda gidiyorum.
"Standing by the window, eyes upon the moon"

23/01/2013

Kendimi kocaman bir boşlukta buluyorum bazen. Sonsuzluk, son, başlangıç, bitiş, ölmek, yaşamak, medeniyet, yıkım. Bütün kavramlar birbirine giriyor. Sanki tüm kelimeler asıl amacı olan eyleme kılıf olsun diye uydurulmuş.

Bugün dünya tarihini konu alan bir belgesel izledim. Epey taraflı ve pek çok açıdan boktan bir belgeseldi ama ilkel ve mutlu yaşama ütopyamın saçmalıktan ibaret olduğunu anladım. Şimdiye kadar mutsuzluğu ve savaşı bize getirenin teknoloji ya da modern insanın geliştirdiği başka şeyler olduğunu zannetmiştim. Saçmalamışım.

Mutsuzluk, yıkım, parçalama; insanın doğasında varmış.

02/02/2013

Dün doğum günümdü. Geçip gitti. Yaşlandım.

Dilek dilemek çok saçma olsa da pastadaki mumları cehenneme yollarken aklımdan "piyano" sözcüğünün geçtiğini inkar etmeyeceğim.

08/03/2013

Anlatamadığım şeyler çok önemli sayılmazlar. Bugün onlara şöyle bir baktım ve değerlerini tarttım özensizce. O kadar özensizce davrandım ki bunu yaparken, bu bile cevabı kolaylaştırıyordu. Hepsi, her şey bir saçmalıktan ibaret, başka hiçbir şey değil. İnsanlar ve ne hissettikleri gelip geçici, tatmin unsuru, oyalanma eylemleri. O kadar ayağa düşmüş ki müzik denen dünya, sanki sevdiğim her şeye yeni bir ad koyam gerekiyor. Bulamıyorum.

Göz kapaklarım düşmeye, vücuduma karşı gelememeye başladığım an anlıyorum, gelecek beni çağırıyor. Uyku "yarın" demek. "Yarın" beni korkutuyor, uyumayı ertelemem bu yüzdendi. Sadece bu yüzden. Hep daha sıcak, daha umut verici gibi görünen ama benim için hep daha kasvetli. Sıkılıyorum. Bulutları seyretmek istiyorum, pencereyi açınca karşıma karşı evin balkonundaki kadın çıkıyor. Gözlerimi kapatıp hayal etmeye çalışıyorum.

Okulda başarılı olmak çok basit, mutlu olmakla karşılaştırdığımda. Düşünceler bitecek gibi gelmediğinde "belki yarın her şey düzelir" diye düşünmek o kadar yanlış ki. Zaman kayıp gidiyor, bir daha geri dönmeyecek olan zaman. Düşününce uyku, hayatın yarısını çalan pis bir alışkanlık.
Yarınlar bugünden de, dünden de, asırlar öncesinden de farklı olamayacak.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder