25 Ekim 2015 Pazar

lise boyunca her gece sayfalarca yazardım. düşüncelerim öyle karmaşık, öyle değişken ve -en azından çevremdeki teneke beyinli arkadaşlarımın düşünceleriyle kıyasladığımda- öyle farklıydılar ki, yazmadığım günleri yaşanmamış sayıyordum.

onlarca sayfayı doldurduğum günler oluyordu, elim can çekişiyordu. zevk alıyordum bir şeyler karalamaktan, yazar olmayı düşlüyordum. yazdıklarımı hep "bir gün okunacaklar" umuduyla ortaya çıkan şeylerdi. bunu kendime itiraf edemediğimse doğru. çünkü günlüğümün ilk sayfasına karaladığım cümle hep aynı olurdu: "hatırlanmak değil, hatırlamak için."

neden bunları anlattım? artık yazamıyorum. bir cümlenin ardından içimi koca bir "bunları anlatmak hiçbir şeyi değiştirmeyecek" duygusu kaplıyor -tıpkı bu cümleyi yazarken kapladığı gibi.- boş günlüğümden tiksiniyorum, kapağından, sayfalarının renginden, kalemi tuttuğum anda gözümün önünden geçen anlardan. yazmak bir şeyleri değiştirir sanmıştım. ne büyük yanılgı.

dünyaya, evrene kıyasla çok küçük olduğumu o zaman da biliyordum. fakat bu kadar önemsiz, kıymetsiz olduğumu tahmin etmiyordum. bu kadar güçsüz. tek bir insan çok fazla şeyi değiştirebilir sanmıştım. ne büyük yanılgı.