belli kalıplar yok. her şey göreceli. her zihinde farklı bir yerde konumlandırılırsın. tüm bunların bileşkesi senin değerini ele verir. diğerlerini umursamıyormuş gibi davranmak gereksiz bir çaba, bunu beceremeyen son insan birkaç saniye önce kendini boşluğa bıraktı. daha önce hiç çizilmemiş bir yoldan yürüyorum. kalıtımım beni eşsiz kıldı. fakat herkes eşsiz olduğu için bunun bir kıymeti olmadığını biliyorum.
günlerdir bir kısmı asla paylaşılmayacak şeyler yazmaya başladım. anlık, rastgele düşüncelerimi beynimden defetmeye çalışmaktan yoruldum, zamanı gelmişti. kolaj yapılası fikirler var. devrik cümlelerden kaçınıyorum. sonu üç noktayla biten yapay duygusallık hoşuma gitmiyor.
pencereden dışarıya bakmayalı günler oldu. hava durumunu merak ettiğim nadir anlarda interneti kullanmayı tercih ediyorum. arkadaşlarımla saatler sonrası için ayarladığımız buluşma, şehirde canlı bombalar olduğu gerekçesiyle iptal edilmek üzere. ben korkmuyorum, hatta fena olmazdı, diye düşünüp kendimden utandım. insan, hayatı daha çok sevmeli. insan, ölmekten korkmalı. "kendine gel" deyip, patlayarak ölmenin; upuzun bir yaşamı amaçsızlıkla ve istemediğin şeyleri yaparak çürütmekten daha ürpertici olduğuna kendimi, birkaç saniyeliğine de olsa inandırdım.
deniz kıyısındaki o şehir güzeldi. en azından sokaklarında canlı bombalar dolaşmıyordu. sabah uyanıp üstünü giyerken duyduğun gemi sesleri vardı ve ağaçlar yalnızca siyasetçilerin gözüne hoş görünmeleri için dikildikleri meclis yollarında ve lojman bahçelerinde değil, her yerdeydi.
orada olsam da başka bir yeri özlerdim. çünkü hiç bulunmadığım ve var olmadığı için de hiçbir zaman bulunamayacağımı bildiğim bir yeri arıyorum. o yeri aradıkça hareket eden tekerleklerin üzerinde giderken, yol kenarındaki sıralı ağaçları seyretmeyi hep çok seveceğim.
bir gün var. herkes onu bekliyor. geleceğe karşı bütünüyle umursamaz olmamamızı sağlayan tek şey "o gün." tahminlerime göre, şimdiye kadar dünyada yaşamış insanların tamamı o günün hayalini kurarak yaşadı. ve yine, çok minik bir kısmı hariç tamamı, o günü yaşayamadan öldü. acaba fotoğraflar, filmler yokken de insanlar bu kadar boşlukta, bu kadar aldatılmış hissediyor muydu? yoksa hayatta tattıklarından çok daha güzel hisler, içinde yaşadıklarından çok daha güzel evler, yürüdüklerinden çok daha güzel yollar, seyrettiklerinden çok daha güzel manzaralar, sevdiklerinden çok daha güzel insanlar olduğunu öğrenme şansını hiçbir zaman elde edemedikleri için asıl aldatılmışlar onlar mıydı?
01.00. opeth'ten benighted çalıyor. bilmemenin getirdiği aldatılmışlığın değil, sahip olamamanın hayal kırıklığını yaşamak. bu bile, hiçbir şey hissedememekten iyidir.