10 Ağustos 2015 Pazartesi

Beynimde örümcekler dolaşıyor. Her şeyin farkındayım ve mutsuzluğumun sebebi tam olarak bu. Nedenleri irdeliyorum, duyguları çözümlüyorum ve geriye “hissedecek bir şey” kalmıyor. Çünkü tüm enerjimi “düşünmeye” harcıyorum. An’ın içinde bulunmaktan acizim.
Duygusuzun tekiyim, belki de duygusal müzikler dinlememin nedeni buydu. Bir eksiği kapatmak için kullanılan çimento. Ya ben büyürken bir yerde yanlış yapıldı ya da bu hissizlik bir lütuf. Hiçbir fikrim yok.
Hayvanları, doğayı deli gibi severken, bir böceği bile katiyen öldüremezken, sokak köpeklerini gördüğümde gülümsemeye, onları sevmeye engel olamazken, kendimi bile sevmeyi başarmışken; niçin “insan” denen canlıyı sevmeyi bir türlü başaramadım? Benimki de Maynard’ınki gibi bir düşünce aslında: “İnsanları tek tek, bireysel olarak değil; bir bütün olarak sevmiyorum. Nefretimi her birine eşit olarak dağıtıyorum.” Evet, tam olarak bu.

Yalnızlık havadaki oksijen kadar önemli benim için. Etrafımda devamlı ilgilenmem gereken insanlar olması hoşuma gitmiyor, özgürlüğüm kısıtlanıyormuş gibi hissedip kaçıyorum; kendimi kapatıyorum. Belki de kurtulmam gereken bir alışkanlık, psikolojik bir sorun bu. Odamın huzur veren karanlığında yaşamayı seviyorum, çünkü şu ana kadar bulunduğum başka hiçbir yerde huzur yok. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder