14 Kasım 2015 Cumartesi

Hiç kadınların askıdaki kıyafetleri hunharca karıştırdıkları bir mağazanın ortasında, yere oturmuş, elinde kağıt kalemle çalan şarkıyı dinleyip sözlerini not alan birine rastladın mı? Uzun kahverengi saçlarını bile bile suratına düşürmüş, kollarını avuçlarına kadar çektiği hırkasına sarılmış bir kız. Louis louis'yi böyle keşfetmiştim. Uykusuz gözlerimle okulu asıp kızılay sokaklarında dolaşırken, belki de dandik bir sınavı bile bile kaçırdığım o günlerden birinde. Güzel bir şarkıyı yeniden dinleme fırsatını sonsuza dek kaybetme fikri beni hep korkutur. Tıpkı sevdiğin birini kaybetmek ve onun asla yeniden dünyaya gelmeyeceğini bilmek gibi; bir daha aynısını yazmanın imkansız olduğu bir şarkıyı bir daha asla duyamayacak, o şarkıya asla eşlik edemeyecek, daha da kötüsü günün birinde ne kadar güzel olduğunu unutacak olmak.

Karanlık bir odadayım. "Ne olabilirdi" diye düşünüyorum, bu soru beynimi yakıyor. Başka biri olabilirdim, mümkündü bu; daha güzel, daha zeki, daha iyi, daha başarılı olabilirdim. Bazıları elimdeydi ve bazıları değildi ama elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım her zaman. Yine de yetmiyor, bu yetersizlik hissi beni öldürüyor. Her sabah uyandığında aklına gelen ilk cümlenin "yeterince iyi değilsin" olduğu bir insan düşün. Bu insan yaşamayı ne kadar sürdürebilir? Vücudunun fonksiyonlarına yerine getirdiği bir 'yaşamak'tan öte, yaşadığının farkında olduğun bir 'yaşamak'tan bahsediyorum ben. Hayatının bir amacının olduğu, sevdiğin insanların seni sevdiği, kimseye zarar vermeden yürüdüğün bir yolda bir bomba tarafından havaya uçurulma ihtimalinin hiç var olmadığı, diğer insanları izlemek ve onların mutluluklarına tanık olmak yerine o renkli hayatın içinde yer alabildiğin bir 'yaşamak'tan bahsediyorum.

Beni diğerlerinden farklı kılan tek şey, hiç de normal olmayan bir ölçüde yalnız olmamdı. Yalnız bırakılmam değil, yalnız kalmam. Bunun nedeni de yalnız hissetmemdi. Beni anlamayan insanların ucuz sohbetlerine katılmak yerine hüzünlü şarkılar dinleyip hayal kurmayı seçmiştim. O yıllardan geriye kalan pek azının gerçekleştiği bir hayaller yığını ve binlerce güzel şarkı. Değdi mi? doğumumun sonsuz, sınırsız ve hiçbir anlamı olmayan tesadüflerden biri olduğunu kabullendiğim gün hiçbir şeyin hiçbir şeye 'değmediğini' anladım. Hayat, ilerde gülümsenerek anılacak ve öldüğün gün hiçbir değeri kalmayacak hatıralardan ibaret. Beni mutlu etmeyecek şeyleri yapmaktan vazgeçtiğim için mutlu olabileceğim o nadir anları çöpe atmasam her şey daha katlanılır olabilirdi.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder